Sevginin senin için ne kadar ucuz bir paçavra olduğunu anladığımda ben uzak diyarlarda çoktan seni kaybetmiştim. Ama hiçbir zaman pes etmemiştim senin gibi. Kolay değildi çünkü hayatımın geri kalanını geçirmeyi düşünmek bir insanla benim için. Ve böyle bir insanı kolayca kaybedemezdim, kolayca bulunmadığı gibi... Seni kaybetmiş olsam da sana olan sevgim eksilmemişti. İçimdeki hüznü bir kenara bırakmam gereken saçma bir ortamda yapabileceğim en iyi şey senin için çok ama çok uzun olan ama aslında çok kısa bir süre olan o birkaç ayda onu rafa kaldırmaktı.
Eksiklerimiz, fazlalarımız tabiki vardı her ilişkide, her insanda olduğu gibi, olduğu kadar. Her şeyimiz tam anlamıyla yerinde olsa da senin kafanda hep bir soru işareti, hep bir bulanıklık vardı. Gölgeler dolaşırdı hislerinin çevrelerinde güvensizlik tohumlarıyla. Tohumlar filizlendiğinde her hafta karşıma farklı bir sorunu getirirdi. Yılmazdım, sabrederdim, tevazu gösterirdim. Senin için, bizim için... Bunun bile senin için bir değeri yoktu oysaki. Sen fark etmesen de her seferinde güvenini yeniden kazanmak bir insanın... Defalarca yılmadan... O kısa sürede yaşadıklarıma ve yakın zamanda yaşayacaklarıma, stresime, hüznüme, güçsüzlüklerime rağmen, her yaptığım şeyi senin için yapmak, yapabilmek, bunun için güç ve sabır bulabilmek. Uzun zaman sonra bu duyguları, bu gücü bana bahşetmişti Tanrı.
Sırf seni yerden kaldırabilmek içinmiş oysaki bütün yaşananlar. Bütün her şey sadece bunun içinmiş. Aslında benim hayatımda hiç var olmamışsın. Hiçbir zaman benim olmamışsın. Hep bir başkasında yaşamışsın oysaki beni ya da bir başkasını bende. Benim için yazdığın aşk sözcükleri aslında ona dairmiş. Ben bir hiçmişim! Aşkıyla yapayalnız kalmış bir piç!..
Gösterdiğin bütün çabalar, affettiğin bütün hatalar, yaptığın bütün fedakarlıklar eskide bir yerlerde kaldı. Bütün yanlışlara inat o eski, senin için bir miladdı ve o dönenceyi geçtiğinde her meridyen senin içindeki uzak ihtimallere kardeş oluyordu. O yanlışlara inat doğrulara yer açamıyordun içinde. Ben dahil kimse neler yaşadığını bilemiyordu. “Siz o dönencede neler yaşadığımı bilmiyorsunuz” diyordun herkese. Hataları yapmaya, kabullenmeye değecek ve doğrulara yer açmaya yetmeyecek ne yapmış, ne yaşamış olabilirdin ki... Yaşanılan her şeyi bir kenara itip de o zamanları karşındakine savunacak kadar büyük ne yaşamış olabilirdin bu kadar dayatılan hatalara karşın!.. Beni bir kenara itip yoldan atacak kadar büyük ve derin ne olabilirdi. Aklıma hiçbir şey gelmiyordu. Bu kadar hatanın ve yanlışın affedebileceği kadar büyük müydü bu aşk?.. Uğrunda herkesin silinebileceği, uzaklardayken unutturabilecek kadar... Eğer öyleydiyse sen şu an neden o aşka yelken açmıyordun...
Bu kadar büyük bir aşkın uğrunda ölünmezmiydi oysaki...
Şunu çok iyi biliyordum; sevmeden sevişemezdik...
Eksiklerimiz, fazlalarımız tabiki vardı her ilişkide, her insanda olduğu gibi, olduğu kadar. Ama emin ol hiçbir şeyimiz eksik değildi. Tam tersine fazlasıyla yaşadık biz hayatı. Senin kafandaki tilkilere inat hayat kapılarını bize açtı. Fazla gelen tek şey o kafandan kovamadığın tilkilerindi bana defalarca savunduğun. Ben bilemezdim neler yaşandığını, tanımazdım onları. Ne ifade ederdi bilemezdim. Ben kimdim, neydim senin için. Ne yerdim, ne içerdim. Sevgi ne anlam ifade ederdi benim için. Sevmek de neydi acaba benim için... Bir kalbim var mıydı ki...
Seni sevmek, uğrunda binlerce kez ölmek demekti. Yokluktan varlık yaratmak demekti. Seni her gördüğümde ilk defa sarılıyormuşum gibi içimin titremesiydi. Yanındayken bile tenine dokunmadan yapamamaktı. Gözlerimle sevişmekti, sevmekti, okşamaktı. Sana sarılmış uyuyorken, rüyamda sana sarıldığımı görmekti en uzun rüyada defalarca bütün gece. Kapının ardında olsan ve iyi olduğuna emin olsam bile senin için endişelenmekti. Her ortamda neyle meşgul olsam da elini tutabilmekti. Varlığındı... Yokluğundu bazı zamanlar... Sayıklamalarımdı uzak diyarlarda sensizlikti bazı zamanlar. Yazdığım ve sevdiğini söylediğin sana dair bütün sözcüklerimdi. Sana ait olmaktı. Bana ait olmandı. Ya da en azından öyle olduğunu sanmaktı...
Artık yoktun...
Masal buraya kadardı...
Bir kurbağa masalında sıkışmış kalmış, belki de masalın en başına dönmesi gereken bir prens gibiydim...
“Farklarımızda benzerlikler aradık
Sürtündük ve yonttuk köşelerimiz vardı
Gardiyansız bir hücreye kapandık
Seviştik ve acıktık aşktan önemli şeyler de vardı
Senin tilkilerin dolanıp durdu kafanda
Bazen parçalar kopardı içimden hatta
Aşktı bu, güzeldi…
Uçan balonlar gibi kaçıp yükseldik
Renklerimiz başkaydı belki
Gözden uzaklaşıp patlamak istedik
Bulutlarda yaşıyorduk sanki
Senin tilkilerin hırlayıp durdu kafamda
Dişlerinin izi vardır belki de ruhumda
Aşktı bu, güzeldi..”
Çağrı YARDIMCI
03.06.2009 02:50 - Izmir