Bu geceyi bilgisayar başında geçiriyorum. Sanırım şu an itibari ile on dört saat oldu. Mesai bitmek bilmiyor. İşler birikti. Birden kendi burun kıvrımımı seninki gibi ellermiş buluyorum. Zihnim dalıp gidiyor. Suyun içine bir yunus gibi dalıp çıkıyorsun defalarca saçlarını düzeltip gülümsüyorsun bana.
Gecenin bir vakti uyanıyorum o güzel kokuna sürtünüp sarılıyorum sana ve tekrar dalıyorum uykuya.
Sessiz kalmak ne de zormuş sırf senin mutluluğun için. Özellikle zihnim konuşuyor sürekli benle, içten içe bir hiçlik fısıldıyor ve birçok şey susuyorken. Benim de buralara bir şeyler karalamam gerekiyor. Aynını sen de yapıyorsun eminim. Ama seninkiler her zamanki gibi sana kalıyor her defasında. Bendekiler de işte böylece çöpe...
Nefretinin büyüklüğünü hissediyorum sanki aynı kağıdın üzerine tezat öbekler dizerken, o derin titreşimi, güçlü sarsıntıyı; ve kalemim tersten yazıyor aslına bakarsan.
Ama daha fazla susamıyorum. Belki bu hayatımda yazacağım son kelimeler sana, bilemiyorum...
Sadece susmamam ve bir şekilde dışarı atmam gerektiğini biliyorum.
Bir süre önce senden çok uzaklarda, bu toprakların tam tamına öbür ucunda, okyanus kıyılarında –seni düşünürken- tam istediğin gibi hayatından binlerce kilometre ötede idim. Gittiğim yerler aşık olunacak kadar güzeldi. Seni özleyecek ve oraları seninle yıllarca arşınlayıp, sonunu getirene kadar yaşanacak ve senin için saatlerce ağlanacak kadar da özel.
Şu anda iş yerindeyim ve biliyorum ki sen de şu an başkasının kollarındasın daha da sıkıca bağlandığın – benim yüzümden-. Belki de böyle olması gerekiyordu nedeni benim olduğum bir aşka kavuşman gerekiyordu. Mutlu olman!.. Ve sanırım da öylesin. Binlerce olmasa da yüzlerce kilometre var aramızda şu an; ve benim için bir adımlık olan, ki senin için de...
Artık aramıza bir de sonbahar giriyor koyu kahverengi aşkımız gibi solmuş ve yere düşmüş kuru yapraklarıyla.
Mesafeler ister bin, ister yüz kilometre olsun, seni her saniye yanımdayken özlediğim derinlikte özlüyorum. Sayfalarım iç hesaplaşmalarım, köhne beynimin kemirgenleri, silik keşkelerim, dostlarıma keskin itiraflar ve siluet kalbinin hortlaklarıyla dolu. Sayfalar, sayfalar dolusu sen var elimde sadece gecelerce göz yaşlarım ve senin koca bardağından içtiğim kahveler bulaşan ama sonbaharın senin içinde kaybolan ezgilerinden oluşan ayrılık rüzgarları estiren yaprakları kadar kuru ve kırılgan.
Kof kalbimdeki heyecan hala o ilkbahardaki kadar coşkulu ve debili. Cümlelerim ilk yazılarımdaki kadar saf, sade ve şiirsel. Hayatımda ilk kez gibi olmayan tek bir şey var...
Duyularımın algılayamadığı sadece zihnimin derinlerde hissettiği, kirletilmemiş korkular barındıran taraflarıma yakın ama bir o kadar da kendinden emin; ben!..
Seni ne kadar çok istememe rağmen artık sadece senin mutlu olduğunu bilerek sevinmeye çalışıyorum!
Yalan!..
Tabiki mutlu oluyorum ama şu an dünyanın en mutsuz erkeğiyim. Kendimi kandırmak o kadar güç ki, sanki keskin bir hançer beni ortadan ikiye bölüyor. O da yetmiyor bir daha, bir daha...
Ortada benim namıma bir şey kalmıyor.
Başkasının kollarındasın, bir yabancının; nefret ettiğim bir yabancı...
Scorpions’dan “Still Loving You” çalıyor ama ne fark eder ki...
Artık kelimeler, dürüstlük, sevgi, özlem, bir fincan çay, günaydın öpücüğü hiç bir anlam ifade etmiyor. Hayatımı sıfırlamak ve iki yıl sonra görüştüğüm dostumun bir anda karar verip beni götürdüğü o sevdiğim arka sokaktaki kafeye gidebilsem tekrar. Esmer güzeli bir hatunla, sarışın ve akıllı bir bayanla, minik bir fareyle, ufak ve tatlı şeyle tekrar tanışsam.
Sanırım çok konuştuğumu düşünüyorsun. Lütfen sus diyorsun bana içinden defalarca. Senden daha fazla nefret etmeme sebep olma. Yeterince nefret ediyorsun benden hem sonsuza dek de edeceksin. Artık huzur istiyorsun benim olmadığım bir hayatta benim gibi. Sen en çok bunu hak ediyorsun farkındayım, öyle bir hayatta mutlu olmayı başkasının kollarında.
Merak ediyorum saatlerdir, yüzünü döndüğün güneş ben miyim yoksa o mu? Bir yabancı, bir başkası mı? O bir yabancı ama sen benim için her zaman o küçük kız çocuğusun ve kaldırdığım kalbimin en güzel yerindesin.
İlk defa bir yazımın altına adımı yazmayacağım. Çünkü ben sözümü her zaman tutarım. Sen o adı zaten en ücra köşene kadar çok iyi biliyorsun...
Absence
01.10.05 21.39 - İstanbul