- Niye buradasın?
- Unutamadım!
- Lanetlemiştim seni!
- Bilmiyorum...
- Hiçbir yere ait değilsin!
- Boşamıştım seni!
- O’na git!
- Anlıyorum...
- O işte, o şehre...
- O kim?
- Çek git artık içimden!
- Biliyorum...
Hayatındaki her şeyi... İç hesaplaşmasını kapıştırdığı zinde benliğiyle belki de konuştuğu bu kentin genç ve haşarı ruhuydu ya da bir başkası. Sustu! Sözcüklerin noktayı çağırdığı son virajda duraksadı. Söyleyecek sözü yoktu artık. Ya gözler konuşacaktı ya da onlar da bu sessiz konuşmaya misafir olacaklardı. Dinledi. Kentin ona lanetler yağdıran, eski sevgiliye haykıran kör bir patates çuvalı gibi yerden yere vurulan, hiçe sayılan bir varsayımdı o. Duyumsadı. Yokluğunun bile beş para etmez sayılabilir sonsuz kavram karmaşası olduğunu özledi. Ona acı veren ve kulağındaki müziğin ritmiyle bu şehrin sokaklarına kırmızı sinen her unutuluşu. Vurdum duyan her dostluğun kayboluşunu izlemeyi ve izlerken göz yaşı içmeyi, koyu kırmızı ağlamayı.
Beni öldüren, seni de öldürüyor!..
Saf ve gerçek aşkı savunmaktan vazgeçti. Sevmeyi keşfetti. Sadece sevginin değerli bir biçimsizlik olduğunu, aşkın ise her şekilde yoktan var olabileceğini öğrendi. Durdu. Düşündüklerinin hepsini düşünmemiş olmayı istedi, dua etti söz verdiği gibi. Sözünde durdu!
Düşündü. Ne anlamı vardı ki. Anlamsız işleri terk etmeliydi. “ Ben kendini terk ettik,” demişti bir keresinde. Bu da ne demekti şimdi?
Yalvardı. Hayatının bu karesini silmesi için, Tanrı’ya. Küstü. Barıştı. İğrendi...
Yeni bir hayat kurdu. O – ra – da.
Bozdu. Dağıttı. Karıştırdı. Toparladı. Yeniden kurdu. O – ra – da...
Susamıyorsun, merakın seni ele veriyor. Öldürdüğün canlıya karşı vicdanın azap içinde kıvranıyor. Gazabın içerlemiş yüzüne dokunuyorsun ve bir anda elini çekiyorsun bu utanılacak korku karşısında, irkiliyorsun yaşarken. Asıl zanlıyı andıran katil kadar korkakça kaçıyor, kaçıyor, kaçıyorsun gerçekten. Cinayetini anlatarak kutsanacağın bir sığınak aranıyorsun rüyanda. Unutma, merakın seni ele veriyor. Tadını aldığın zevkler, vicdan azapları kokuna geliyor. Gazaplarını nüksediyorsun. Merakın artıyor. Susamıyorsun. Susuyorsun, azaba, gazaba, kana...
Keşiş buluyorsun kürkçü dükkanında, dönüp dolaşıp geleceğin mekanda. Konuşuyorsun. Susuyorsun. Konuşuyorsun. Susamıyorsun. Katilin cinayet mahaline geri dönmesi kadar aptalca yüzleşemiyorsun öldürdüğünle. Ama susamıyorsun da..! Konuşacak kimsen yok. Cesetle konuşmaya cesaret edemeden uzaklaşmayı kırmızı sinen sokaklarda yitmeyi göze alamıyorsun. Merakın seni ele veriyor. Susuyorsun azaba, gazaba ve kana...
Çağrı Yardımcı
14.03.2003 – 00.38
İzmir