Her şey aslında birkaç sene önce başlamıştı. Yazın ortaları mıydı, sonu mu adam tam olarak hatırlamıyordu. Ama kadını, mimiklerini, duruşunu, konuşmalarını, suratını... her ayrıntı dün gibi hatıralarına mıhlanmıştı. Çekinmişti onu ilk gördüğünde. Ne kadar sıcak ve konuşkan, girişken olsa da duvara çarpılmıştı, susuyordu. Kendini öne çıkartma çabası hissetmedi hiç. Kadın onu fark etmemişti aslında yanında oturuyor olmasına rağmen. Kadın, kendi habitatında, kendi menkıbesini yaşayan gizem dolu bakışlarla hikayesini anlatıyordu. Dış dünya umrunda değil, kendi içindeki çalkantıların durulduğuna duacı garip enerjisiyle ortama boncuk dağıtıyordu.
Bir sene boyunca görmedi kadını. Bir girişimde de bulunmadı. Biliyordu ki gidecekti. Kadın hep hayatında gitmelerle kalmalar arasında sıkışmıştı. Kendi seçimlerini yapamıyordu. Dış etkenler bir şekilde buna fırsat vermiyordu. Karar aldığı zamanlarda da genelde doğru kararlar alabilmek için kişiliğini ortaya koyardı. Gerçekten bir kişiliği var mıydı kadın bile bilmiyordu bunu. Belki de birkaç sene önce yitirmişti. Belki de gerçekten böyleydi, hiçbir zaman değişmemişti. Değiştiğini iddia ettiği zamanları hatırladığında ben böyle değildim, derdi. Adam yanlış zamanda tanımıştı onu... Doğru bir zaman var mıydı kadının hayatında ondan bile emin değildi. Sadece yanında olduğu, teni, tenine değdiği zamanlarda emin olabiliyordu bundan. O kadın benim kadınım diyordu. Her hücresinde bunu hissediyor ve kadına da hissettiriyordu. Onu sahiplenmek, ona ait olmak her şeyden değerliydi. Kadın da adama sahip olduğunun farkındaydı. Yanında bunu fazlasıyla hissediyordu. Ama sanki sadece yanında bunu hissediyordu. Adamdan uzaklaştığı zamanlarda kadın için sanki büyü bozuluyordu. Hayata güveni olmadığı gibi adama da güveni kalmıyordu. Dışarıda yalnız olduğu gibi kendi içinde de yalnızlaşıyor, hırçınlaşıyor; hayatının ona yaşattıklarının karşılığını sanki bir şizofren gibi farklı bir kişiliğe bürünerek, bir maskenin arkasına sığınmış bir hırsız gibi başta adamdan olmak üzere herkesten çalıyordu. Çalarken asla silah kullanmıyordu. O kadar masum ve savunmasız görünüyordu ki ilk başta. Siz kapınızın önüne sığınmış bir kedi yavrusu sanıyordunuz onu. İçeriye alıp sizden beslenmeye ve içinizdeki sevgiyi sömürmeye başladığında iş işten geçmiş oluyordu. Gözleriniz kör, bir kuyuya taş atarken buluyordunuz kendinizi. Öncekilere de mi aslında aynısını yapmıştı ve bu insanlar delirmenin kıyılarında dolanmıştı...
Hiçbir sorunun yanıtını tam olarak bilemiyordu. Adamı gerçekten sevmiş miydi, ona aşık mıydı yoksa ruhunu beslemek için miydi bütün bunlar. Yoksa hayattan intikam alırken önüne denk gelen bir yolcu muydu adam onun için; bilemiyordu. İnsan aşktan kolayca nasıl vazgeçebilirdi? Yenisini bulunca mı? O zaman bunlardan hangisi gerçekti.
“aşkın anlamı?”
Hiçbir şeyin anlamı yoktu.
Çünkü kadın yeni bir aşk bulmuştu. Herkesin ortasında haykırabileceği hatta adamın suratına karşı durabileceği. Adamlayken herkesten ve her şeyden sakındığı şeyleri, şimdi orta yerde konuşabiliyor olmuştu. Belki de kendine yeni bir ruh arıyordu öldürebileceği hiçbir silah kullanmadan kendinden başka. Kim bilirdi. Kadının bile bilmediği şeyleri, adam kendine sorup duruyordu günlerdir. Bir süre hatayı kendisinde aramıştı. Ortada bir hata varsa bu kadının kendisi miydi acaba. Kendisiyle barışmalıydı. Etrafında onu hem dünyanın en değerli varlığıymış gibi hissettiren, hem de yerin dibine sokacak kadar değersizleştiren birisi yoktu artık. Oysaki o kadına hep dünyanın en değerli varlığı gibi davranmıştı. Belki de en büyük sorun buydu. Kadın, aslında adam değerli olduğu için değerliydi. Kendinden fazla değer vermemeliydi bir insan başkasına. Onu hayatının merkezine oturtmamalıydı.
Adamın değer yargıları da değişmişti. Kendini artık daha değerli, daha tutarlı ve özgüvenli hissediyordu kadınla yaşadıkları sonrasında ama yine de yargılarını sorgulamaya devam ediyordu. Kadın, onun hayata dair her olgusunda parmak izlerini bırakmıştı. Onun kadar gaddar olamıyordu. Ruhları öldüremiyordu kolayca. Bu kadar dengesiz inanışı midesi kaldırmıyordu. Susamıyordu da... Görmezden gelemiyordu. Tekrar hayata dönmek istiyordu.
Hatıralarından bir sahne aklına geldi. Kadın belki de uzun süre sonra ilk defa kaybetmekten korkuyordu. Belki de bu korkudan korkmuştu. Adamın onu sahiplenmesinden. Onu gerçekten sevmesinden. Kendinden fazla değer vermesinden. Belki de ilk defa birisi onu böylesine bir sevgiyle sahipleniyordu. Kadın, adama sarıldı. Aralarını düzeltmek istiyordu. Adamı seviyordu. Dudaklarından öptü. Adam uzak davranıyordu hala. Kadın, “Güzel öpücük” dedi. Adam bu defa en içten şekilde kadını öptü.
Ve sahne karardı!..
Çağrı YARDIMCI
09.01.2011 – 22:30
Izmir